Gençleri güzelleştiren hikayeler

Part-2

“Ekran Işığından Sabah Işığına”

(“Uykuyu düzenli hale getirmek.” üzerine)

Gece 02.47.

Ekran parlaklığı %100.

Ben hâlâ sosyal medyada, anlamsız bir şekilde “bir video daha, sonra kapatırım” diyorum.

Ama o “bir video daha” cümlesi, şeytanın ve nefsin en tatlı tuzağı gibi.

Telefonun ışığı yüzümü aydınlatıyor ama içimi karartıyor.

O kadar çok bilgi, gürültü, görüntü…

Hepsi içimde bir yorgunluk biriktiriyor.

Sonra bir an sessizlik.

Pencerenin dışından uzak bir ezan sesi geliyor:

“Essalâtü hayrun mine’n-nevm…”

Namaz uykudan hayırlıdır.

O cümle o kadar derin geliyor ki, parmağım duruyor ekranda.

Ekran kararıyor.

Ben de onunla birlikte.

Sabah gözlerimi açtığımda güneş çoktan doğmuş.

Başım zonkluyor, göz altlarım kararmış, kalbim kırık gibi.

Çünkü bir şey biliyorum:

İnsan sadece uykusuzluktan değil, kendine ihanet etmekten de yorgun düşer.

O gün derste gözlerim kapanırken hocanın sesi uzaklardan geliyor:

“Uykusuzluk, tembellikten değil, düzensizlikten doğar.”

İçimden, “Tam isabet hocam,” dedim.

Kendi hayatımı tarif etmişti.

O akşam karar verdim.

Telefonu uzak bir köşeye koydum.

Alarmı kurdum, ama ekranı ters çevirdim.

Sonra ilk defa gerçekten dua ettim:

“Allah’ım, uykumu bile bereketli eyle.”

Gözlerimi kapattım.

İlk başta garipti – sessizlik fazla gürültülüydü.

Ama sonra… uyku geldi.

Sakin, temiz, huzurlu bir uyku.

Sabah ezanıyla uyandım.

Pencereyi açtım.

Hava soğuktu ama içimde bir huzurlu bir sıcaklık hissettim .

O an anladım:

Uyku sadece bedenin değil, ruhun da ihtiyacı ve istirahatidir.

Geceyi boş geçirirsen, sabah senin için bir mana ifade etmeyebilir.

O günden beri gece ekranı değil, kalemi açıyorum.

Bazen dua yazıyorum, bazen sadece “şükür” kelimesini.

Ve her defasında sabah daha kolay doğuyor.

Uykusunu düzene koyan, hayatını da düzene koyar.